Geziye Giden Yol

Mursit Bartolomeo
Politics

Rewiev
Readability
Çok iyi
Reading time
~ 01:06
Words count
~ 12,671
Reader
18 person(s)
Added by

Free!

  Sign up now!

Merhaba dostlar ; Kitabı yazarken, 31 Mayıs ta başlayan halk ayaklanması ile alakalı herkesin sorduğu ve türlü cevaplar bulmaya çalıştığı, Neden patladı bu öfke ? sorusuna süslü kelimelere girmeden, basit cevaplar vermeye çalıştım. Başlangıç itibari ile Geziparkı’nın ateşlediği bir kıvılcım vardı ancak bu yanlızca bir kıvılcımdı. Oysa öfke, Kürtler için ayrı, Türkler için ayrı, Fenerbahçe için ayrı, Çarşı grubu için ve diğer tüm gruplar için ayrı bir öfke birikimi söz konusuydu. Herkesin iktidarın dikta rejimine evrilen ileri demokrasisi ile bir derdi vardı ve herkes bundan nasibini almıştı. Bu nedenledir ki, bir araya gelmesi imkansız denilen insanlar, Geziparkında bir öfkenin, ortak öfkenin etrafında buluştular. Peki bu ortak akıl, ortak öfke veya karşılıklı anlaşılabilirlik, yakınlaşma süreci devam ettirilemez miydi ? Ediyor, edecek. Zira “İsyan” , tadına bir kez bakıldığında, o tarifi imkansız “özgürlük” bir kez hissedildiğinde, insanlar bundan vazgeçmeyecekler. Bir gün o öfkeli kalabalıklar geri gelecekler ve bu sefer daha büyük bir alana ekilecek “özgürlük” tohumları. Bu birlikten, barış doğacak, anlayış doğacak, medeniyet doğacak, Halkların Kardeşliği doğacak… Dayanışmayla.. Mürşit Bartolomeo

Değerli okur;

Hayatın bizleri öyle veya böyle taşıdığı 2013 yılındayız ve tüm dünya ülkelerinde baş gösteren halk ayaklanmalarına tanıklık ediyoruz. Gün geçmiyor ki, yoksullaşan bir ülkede halklar iktidarlara karşı ayaklanmasın, gün geçmiyor ki, ülkeler, liderler, siyasiler bir bir düşmesin. 21. Yüzyıla kadar yaşanmış savaşlar, anlamsız düşmanlıklar, tüm dünyayı yönetmeye arzulu dev petrol şirketlerinin, silah tüccarlarının ve bunlara maşa olan siyasilere karşı, tüm dünya halklarının artık isyanın eşiğine gelmesine sebep olan bir kırılma yaşanmaktadır. Yoksulluk, işsizlik, kültürel dezenformasyon ve bazen silahla dayatılan, onların dilediği yaşam biçimine bürünmemiz isteniyor. Bu dünyada bir oyun oynanmakta ve bize yalnızca söylenen şeyleri yapmamız, onların oyun tahtasında piyonlar olarak yer almaktan başka bir yol olmadığı empoze edilmeye çalışılıyor. Oysa dünya halkları artık bu kirli oyunda bir figüran değil, oyun kurucu olmak istiyor. Kurulmak istenen bu düzen, 100 yılda milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine yol açmış, insanların manevi kimlikleri yok edilmeye çalışılmış, halklar arasında ki kültürel çeşitlilik, tek tip model yaratma endişesi ile yok edilmeye çaba harcanmıştır. Yapmayı arzuladıkları çıkar hamleleri için de, halkları birbirlerine düşman etmek hep ilk hedefleri olmuştur. İşçi sınıfına mensup insanların hak arayış mücadelesinde, aynı sınıfa mensup, aynı yaşam koşullarında ailesini geçindirmek için çaba sarf eden ancak zengin ağaların dilediği yolda, sınıf kardeşlerine karşı nefretle savaşan insanlar yaratılıyor. Etnik kimlik soykırımı veya kültürel dezenformasyona maruz kalmış bir halk mücadelesinde, o halkın karşısına yine aynı halktan olan ve bazen aynı aileden olan insanlar çıkarılmış, tarih boyunca hasarı onarılamayacak tahribatlara, halkların duygusal belleklerinde kanaması durmayacak bir yara haline gelmiştir. Ve dünyanın tüm devletlerinde, kardeşi kardeşe dahi öldürtebilen, yeni nesil ağalar, bunun adına; vatan, şehadet, namus, töre, gibi soyut kavramlar yaratarak, ölen veya öldüren kişinin manevi olarak kendini avutmasına, rahatlamasına olanak sağlamışlardır. Öyle ki, günümüzde, Lahey, savaş suçları mahkemesinde yargılanan, binlerce Bosna’ lı sivilin katili olan Ratko Miladic, mahkemeye yaptığı savunmasında, bunu vatanı için yaptığını ve pişman olmadığını söylüyor.

Yüzyıllardır ola gelen tüm savaşlarda, halkların işçi çocukları birbirlerini öldürterek, zengin ağaların ayakta kalmasını sağlanıyor. Devletlerin emrettikleri doğrultuda ölmesine bir anlam kazandırmak için, dini, siyasi, elle çizilmiş sınırları, göstererek gencecik cansız bedenlerine bir anlam yüklemeye çalışıyorlar. Savaşta ölen binlerce insanın ailesine baktığımızda, farklı dilleri konuşuyor farklı kültürlerde yaşıyor. Ancak aralarında tek ortak özellik, yoksulluk… Yani başka bir deyişle “topraksızlar, hangi toprak için ölüyorlar ? “

Tüm bu bilgilerin ışığında günümüze gelirsek, sömürü düzeni kendi zamanında kendi siyasi maşalarını yaratsa da, karşımızda ki aktörler değişiyor ancak sömürge tüm hızıyla devam ediyor. Halktan aldığı güçle sarhoş olan siyasiler, halkların kültürel dengelerine, yaşam alanlarına, yaşam biçimlerine saygısızca, fütursuzca saldırıyorlar. İnançlara, mezheplere, siyasi görüşlere, farklı tutumlara acımasızca saldırıyorlar. Radyoları, Televizyonları, Gazeteleri ve bu iletişim araçlarını işleten çalışanlara, yazarlara, patronlara sahip oluyorlar. Sonra kendi propagandalarını yapıyorlar ve bunu milyonlarca insanın gözlerinin içine bakarak yapıyorlar. Muhalif olan gazeteleri, interneti, sloganları dahi yasaklıyorlar. Ve tüm bu medya ve para gücünü ellerine geçirdikleri halde yine milyonlarca insanın gözlerine bakarak, bizim zamanımızda özgürlükler artmıştır diyebilecek kadar pişkinlik sergileyebiliyorlar. Tüm bu yazılanların özetine gelirsek, günümüzde de okuyabildiğiniz gibi, gelmiş geçmiş tüm baskı rejimleri, halkın emeğini, halkın zenginliklerini, halka ait olan tarlaları, fabrikaları, sömürerek, halka karşı bir güç olarak kullanıyorlar. Tarih sayfalarında yaşam süreleri gereği aktörler sürekli değişe durmuştur. Ancak görüldüğü üzere günümüzden 100 yıl öncesinde de, bugün olduğu gibi, halkın ihtiyaçları değil, devletin sopasını elinde tutan iktidarların istedikleri olmuştur. Bu süreçte tüm dünyada yaşananlar ülkemizden bağımsız olmadığı gibi, ülkemizde de yaşananlar dünyadan bağımsız değildir.

Okuyacağınız bu kitapta, 31 Mayıs 2013 tarihinde başlayan ve günler süren, ben bu kitabı yazmaya başladığım günlerde de devam eden ve aslında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de ilk olan, Gezi Direnişini bulacaksınız. Bu kitabı yazmakta ki amacım, siyasi iktidara, yani zalime yakın olan tarafta ki yandaş propagandistler, ( tüm dikta rejimlerinin söylediği gibi ) olayların dış mihrakların işi, Faiz lobisinin işi, üç beş ağaç için ülkeyi geri götürdüler gibi basit, tutarsız ve aciz yorumlarına bir nebzede olsa ışık tutmaktır. Kitabı okuduğunuzda aslında olayların 31 Mayısta yaşanan Halk isyanının, patlamadan önceki kıvılcımlarını bulacaksınız. Günümüz tabiri ile olayların, küçümsenmeye çalışıldığı gibi, 3-5 ağaç meselesi olmadığını farkedeceksiniz. Velev ki 3-5 ağaç olsun… Değmez miydi ?

Mürşit Bartolomeo


Tags

gezi gezi park ayaklanma isyan tayyip erdoğan vali çatışma reyhanlı roboski



Added by: mbartolomeo
Language: Turkish
Modified: 5 yıl önce
Type:

Politics


    Share on Google+  




Advertise


Back to top  



2014 © Kitabyte - Commercial · Help · Membership · Delivery and Return · Privacy · Contact